YOLU KENDİ ÜZERİME TESCİL ETTİREBİLİR MİYİM?

Bu yazımızda hakkında tespit tutanağı düzenlemeyen ve tescil dışı bırakılan taşınmazlara ilişkin dava açma yolundan kısaca bahsetmekteyiz.

Kadastro Kanunu Madde 16 / B der ki “Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden:
B) Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır.
Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler.
Yol, meydan, köprü gibi orta malları ise haritasında gösterilmekle yetinilir.”

Kadastro çalışmaları sırasında tespit ve tescil olunan taşınmazlar dışında Mera , Yayla , kışlak , otlak harman ve panayır yerleri özel sicile kaydedilirken yol , meydan ve köprüler ise haritalarında gösterilmekle yetinilmektedir. Taşınmazınız kadastro çalışmaları sırasında sınırları belirli olan ve ada parsel numarası ile gösterilerek tapuya tescil edilirken yol olarak ayrılan kısımların ise tescil dışı bırakıldığını görürsünüz. Bu durumda dava açma sürelerinde tescil edilen ve tespiti yapılan taşınmazlar ile hakkında tespit tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlara ilişkin açılacak davalarda farklılık olduğu da görülmektedir.

Yargıtay ın bir çok kararında değindiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesinde kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlanmış ise de kadastro sırasında haklarında kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkını sınırlayan herhangi bir yasa hükmü bulunmadığından bahsedilir.


Konuya ilişkin Emsal Karar : 

Y.16H.D. 15.02.2019 E:2016/7064 , K:2019/1030″ ;Dava; zamanaşımı nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuki sebeplerine dayalıolarak TMK’nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. ve 17. maddeleri gereğince açılan,tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Davacı, 2003 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmazın adına tescili istemiyle, kadastrodan önceki nedenlere dayanarak 2011 yılında dava açmıştır. Mahkemece, çekişmeli taşınmazın tespit harici bırakıldığı tariile davanın açıldığı tarih arasında dava açmak için gerekli makul sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Yine Anayasamızın 13. maddesi uyarınca, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” 3402sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde, kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden, kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlanmış ise de, kadastro sırasında HAKLARINDA KADASTRO TUTANAĞI DÜZENLENMEYEN TAŞINMAZLAR YÖNÜNDEN KADASTRODAN ÖNCEKİ NEDENLERE DAYANILARAK DAVA AÇMA HAKKINI SINIRLAYAN HERHANGİ BİR YASA HÜKMÜ BULUNMAMAKTADIR. Hukuk Genel Kurulu’nun 22.04.2015 tarih, 2013/8-2061 Esas ve 2015/1256Karar sayılı ilamında da, kadastrodan önceki nedenlere dayalı olarak açılacak tescil davalarını sınırlayan bir sürenin olmadığı açıklanmıştır. Hal böyle olunca, mahkemece işin esasına girilip, iddia ve savunma çerçevesinde deliller toplanarak neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, davacı vekilinin temyiz itirazları anılan sebeplerle yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz karar harcının talep halinde temyiz edene iadesine,”


GENEL YOL VE ÖZEL YOL 

TMK madde 715e göre “; Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallarAksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tabidir.” bu maddeden anlaşıldığı üzere yollar , yararı kamuya ait olması sebebi ile kamu malı niteliğinde olan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ile zilyetlik yolu ile edinmesi ve özel mülkiyete konu edilmesi mümkün değildir. Ancak yolun kazanılması için kamunun yararına terk ve tahsis edilmemiş olması gerekmektedir. Yani taşınmaz umumi yol niteliği ile kullanılmıyor ve 20 yılı aşkın zamandır bir kimsenin bahçesi, avlusu özel kullanımı ile faydanıldığı ispat edilirse o halde talep eden yönünden tescil talebi kabul görebilecektir.

 EMSAL KARAR  :

T.C. YARGITAY8. Hukuk DairesiEsas No: 2006/2236Karar No: 2006/2946Karar Tarihi: 01.05.2006
“Davacı, dava konusu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında yol olarak tespit dışı bırakıldığını, burada umumi yol bulunmadığını, sadece kendisinin bahçesine gidip gelirken kullandığını belirterek tescil isteğinde bulunmuş, davalı Hazine vekili bu yerin umumi yol niteliğinde olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini savunmuş, mahkemece dava konusu yerin davacının avlusu kapsamında kaldığı, umumi yol niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davalının kabulüne karar verilmiştir. TMK. nun 715. maddesinde yolların, yararı kamuya ait mallardan olduğu açıklanmıştır. Kamu malı niteliğinde bulunan bir yerin kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi ve özel mülkiyet şeklinde tapuya tescili mümkün bulunmamaktadır. Ancak, taşınmaz özel yol niteliğinde ise o takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile edinilmesi mümkündür. Dosyadaki bilgilere göre, tescil konusu taşınmaz 2001 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol olarak gösterilen bir yerdir. Böyle bir yerin kazanılabilmesi için kamunun
yararlanmasına terk ve tahsis edilen yerlerden bulunmaması ve paftasında gösterildiği tarihten itibaren 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak tasarruf edilmiş olması gerekir. Somut olayda; dava konusu yer 2001 yılında paftasında yol olarak bırakılmış, dava ise 29.03.2002 tarihinde açılmıştır. Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına göre paftasında gösterildiği tarihten itibaren makul süre içerisinde açılmış bulunan davalara bakılması ve paftasında gösterildiği tarihten geriye doğru kazanmayı sağlayan sürenin nazara alınması gerekmektedir. Bu durumda, dava paftasında gösterildiği tarihten itibaren süresinde açılmış bir dava olarak kabul edilmelidir. Davacı, dava konusu yerin adına tespit ve tescil edilen 32 nolu parsel ile bir bütün halinde olduğunu bildirdiğine, dava konusu yerin davacı tarafından paftasında gösterildiği tarihten geriye doğru 20 yıldan fazla süre ile koşullarına uygun olarak avlu ve bahçesi kapsamında tasarruf edildiği, umumi yol niteliğinde olmadığı yerel bilirkişi ve tanıklar tarafından ifade edildiğine, taşınmazın yol niteliğinde olmadığı gibi yol olarak da kullanılmadığı, 30, 32 ve 33 parsel nolu taşınmazların üzerindeki evlerin avlusu niteliğinde olduğu ziraatçı uzman bilirkişi tarafından gerekçeli olarak açıklandığına, teknik bilirkişiden fenne uygun ölçekli ve krokili rapor alınmış olduğuna, uyuşmazlığın niteliğine göre yasal ilanlar ve incelemeler yapılmış bulunduğuna göre mahkemece yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir. Sonuç: Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan hükmün
ONANMASINA, “


Web sitesi içerisindeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Avukat Sevin Özşeker Karabudak’a ve Av. Derin Özşeker ‘e  aittir. Bu web sitesindeki makale ve içeriklerin izinsiz olarak başka sev sitelerinde paylaşılması ve kullanılması halinde  hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Yazılar bilgi vermek amacı ile paylaşılmakta olup  hak kaybı yaşanılmaması açısından konu ile ilgili  avukattan ofisinden danışmanlık alınması gerekmektedir. Her konu kendi içerisinde farklıdır.  Ayrıntılı bilgi için 0530 434 48 48 – 0536 930 52 60