MÜŞTEREK MÜLKİYETTE EL ATMANIN ÖNLENMESİ

Paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi davası yazımızı okuyabilirsiniz.

4721 sayılı TMK m. 683 deki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.

Mahkemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yerleri, nitelikleri,konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir insanın hoşgörü ve tahammülsınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı
duyarlılığı ile değil, objektif her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp katlanamayacağıaraştırılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın varlığı tespitedilmiştir.

Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nin”komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde deyine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.Taşınmaz malikinin katlanma yükümlülüğü tamamen mülkiyetin içeriğinden doğmaktadır. Mülkiyetgeniş haklar, buna bağlı yetkilerin yanında, söz konusu ödevlerle birlikte bir bütündür. Anayasanın 35.maddesinde de mülkiyet hakkının kamu yararına sınırlandırılabileceği ve mülkiyet hakkının toplumyararına aykırı kullanılamayacağı öngörülmüştür.

T.C.YARGITAY14. Hukuk DairesiEsas No: 2017/4133Karar No: 2021/1728Karar Tarihi: 11.03.2021 “...Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince, davacılara ait yapının bulunduğu 9 parsel sayılı taşınmaz ile davalıya ait 11 parsel sayılı taşınmaza bitişik nizam inşaat izni verilmiş olup, bitişik nizam inşaatta aydınlatma pencerelerinin korunması zorunluluğu yoktur. Mahkemece yapılan tahkikat ve bilirkişi incelemeleri neticesinde davalılar tarafından yapılan yapının, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda hoşgörü sınırlarını aşacak nitelikte olduğu açık bir şekilde belirlenmediğinden davacı tarafın değer kaybı oluşmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.”

Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davalarında davalının kusurlu olması aranmaz.Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir. Kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da elatmanın önlenmesi davasını etkilemez.

T.C.YARGITAY14. Hukuk DairesiEsas No: 2016/16982 No: 2020/5562 Karar Tarihi: 29.09.2020“…Mahkemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yerleri, nitelikleri,
konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir insanın hoşgörü ve tahammül sınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı duyarlılığı ile değil, objektif her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp katlanamayacağı araştırılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın varlığı tespit edildiği takdirde mülkiyet hakkının taşkın olarak kullanıldığı sonucuna varılmalıdır.

Taşkın kullanma belirlendiği takdirde elatmanın tamamen ortadan kaldırması veya tahammül sınırları
içerisine çekilebilmesi için ne gibi önlemlerin alınması gerektiği bilirkişiler aracılığı ile tespit edilerek,
tarafların yarar ve çıkar dengelerini gözetilerek bunların en uygununa karar verilmelidir.”

TARAFLAR

Davacı Sıfatı

El atmanın önlenmesi davasında davacı sıfatına haiz olabilmek için hak üzerinde tasarruf yetkisine sahip olması aranır. Malik sıfatına haiz olanlar, malik sıfatı ile dava da davacı sıfatına sahip olurlar. Taşınmaz üzerinde intifa, irtifak, sükna hakkı gibi mülkiyetten gayri ayni veya kira gibi kişisel hak bulunan taşınmaz malikleri de el atmanın önlenmesi davasını açabilirler.

Mülkiyet çeşitlerine bakacak olursak , müşterek maliklerden her biri tek başına dava açabilmektedir. Paydaşlar payı hakkında münhasır ve müstakil malikte olduğu gibi hak ve yetkilere sahiptirler. Müşterek mülkiyete sahip kişiler, payları oranında el atmanın önlenmesi davası açabilecekleri gibi diğer paydaşın da temsil yetkisine haiz olduğundan ( TMK madde 693 uyarınca) müşterek paylı malın tamamı hakkında el atmanın önlenmesini de isteyebilirler. Lakin TMK madde 737 uyarınca bir el atmadan bahsediliyor ve bu el atmanın önlenmesi için açılacak dava da paya bölünmesi mümkün değil ise o halde taşınmazın tamamı için el atmanın önlenmesi davası açılması gerekir.

Bir hissedar kendini intifadan meneden diğer hissedar aleyhine de el atmanın önlenmesi davası açabilmektedir. Bu iddiada bulunan hissedarın diğer hissedarın kendi payını kullandığı hususunda ispat yükü altına girmektedir. Kaldı ki payını kullanmasına da mani olduğunu ispat etmesi gerekecektir.

Müşterek mülkiyete tabi taşınmazlarda mal pay ve paydaş çoğunluğu ile üçüncü kişiye kiralanmış ise o halde rızası olmayan paydaşın kiracının aleyhinde el atmanın önlenmesi davası açması mümkün olmayacaktır. Bu paydaşın yapabileceği tek şey payı oranında kira bedelini istemektir.

Müşterek mülkiyette pay ve paydaş çoğunluğu ile üçüncü kişinin paylı malı kullanmasına rıza göstermiş olabilir. Pay ve paydaş çoğunluğuna sahip paydaşlar öteki paydaşları zarara uğratma hakkına sahip değillerdir. Bu şu anlama gelmektedir , rızası olmayan paydaş kendi payı için el atmanın önlenmesi davası açabilecektir. Öteki paydaşların üçüncü kişiye paylı malı kullanması hususunda rızaları olması nedeni ile artık temsil yetkisi ortadan kalkmaktadır.

Eğer bir taşınmazda hem müşterek hem de iştirak halinde malik durumu söz konusu ise, bu ne demek oluyor? X kişi ile Y kişisi müşterek malik durumunda iken X ölür ise o halde X’in mirasçıları iştirak halinde, mirasçılar ile Y arasında ise müşterek halinde malik olurlar. Bu halde Y kendi payı için el atmanın önlenmesi davası açacağı zaman X’in mirasçılarını davaya dahil etmek zorunda değildir.

Kaldı ki bir taşınmazın birden fazla hissedarı söz konusu ise, açılan bir davada verilen karar , davaya dahil olmayan ve yer almayan öteki paydaşlar hakkında kesin hüküm teşkil etmeyecektir.

İştirak halinde mülkiyet de ise elbirliği davası açması hususu elbirliği (iştirak) halindeki mülkiyette el atmanın önlenmesi davası başlıklı yazımızda bilahare anlatılacaktır. Bu yazımızda müşterek mülkiyete ilişkin hususlar yer almaktadır.

Davalı Sıfatı

Davalının ise davada davalı olabilmesi için haksız el atan sıfatına haiz olması gerekir. Mülkiyet, zilyetlik , kişisel yararlanma denetim ve gözetim haklarına mani olan veya başkasına zarar verecek düzeyde aşırıya kaçan kullanım eyleminde bulunan kişiler el atmanın önlenmesi davasında davalı sıfatına haiz olurlar.

Davalı sıfatında kusur aranmamaktadır. Bu şu demektir, haksız elatmada bulunan kişi eğer yaptığı eylemin fiil ve sonuçlarını algılayamıyor yani ehliyetsiz bir kişi dahi olsa kanuni temsilcisi aracılığı ile elatmanın önlenmesi davasının davalısı olabilmektedir. Kusurluluk tazminat oranını etkileyen bir durumdur.

Kaldı ki davacının bu elatma neticesinde herhangi bir zararı olup olmaması da önemli değildir. Elatmanın haksız olması bu dava için yeterlidir. Elatmada bulunan kişilerin sayısı birden fazla ise davada hepsinin davalı gösterilmesi mümkün olduğu gibi bir veya bir kaçı da davaya dahil edilebilir. Ancak karar davaya dahil edilmeyenleri bağlamaz.

Eğer bir kişi haksız elatmanın gerçekleşmesine neden olmuş ise o halde onunda davaya dahil edilmesi gerekir. Davaya dahil edilmesi gereken kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı söz konusu ise o halde husumette yanılmadan değil eksiklik söz konusu olacağı için süre verilerek diğer tarafında davaya dahil edilmesi beklenmelidir. Fakat kiraya veren olan kişinin haberi olmadan kiracının gerçekleştirdiği el atmadan kiraya veren sorumlu olamayacaktır. Haberi olmasına rağmen önleyebilecek konumda olmasına karşın önleme gerçekleştirmemiş ise o halde sorumlu tutulur.

Doğal afet neticesinde gerçekleşen elatmanın önlenmesi olaylarında, afet neticesinde elatmanın sonlandırabilecek olan taraf sonlandırmamış ise o halde sorumlu tutulur.

Eğer elatmanın gerçekleştiği taşınmaz el değiştirmiş ise, yani bir el atma bir taşınmazın kullanımından kaynaklı ise ve o taşınmaz el değiştirmiş ise yeni malik davaya dahil edilmelidir.

Elatmayı gerçekleştiren kişi ölmüş ise mirasçıları da elatma halen söz konusu ise mirasçılarına karşı dava açılır. Dava açıldıktan sonra ölüm gerçekleşmiş ise mirasçıların tümünün davaya dahil edilmesi gerekir.

Dava görülürken el atmaya son verilmiş ise o halde el atmanın önlenmesi hususunda karar verilmesine yer olmadığına kararı verilecektir.

El atmanın önlenmesi davasında önlenme yıkım ile gerçekleşecek ise , yıkımı istenen şeyin sahibi de davalı olarak gösterilmesi mecburidir, bunun yanında eğer ayni veya şahsi bir hakkı olan var ise o halde onun da davalı olarak gösterilmesi şarttır.

GÖREV

Hakka dayanan zilyetliğe el atmanın önlenmesi davası davalarına bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. TMK 973 hükmüne dayalı el atmanın önlenmesi “Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır.” maddesine dayalı davalarda Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK 2 ve 3. Madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde dava konusu taşınmazın değerine bakılmaksızın bütün el atmanın önlenmesi davaları ile birlikte yıkım, eski hale getirme, ecrimisil, tazminat davaları Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmaktadır.

İdari mercilerin verdikleri kararlar sonunda plan ve projeye uygun elatmalardan doğan uyuşmazlıklarda görevli Mahkeme , idare Mahkemeleridir.

Bir kimse kira sözleşmesine dayanmaksızın taşınmazı işgal ediyorsa o halde dava Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerekmektedir.

Davacı ise kiracılıktan kaynaklanan kişisel hakkına dayalı olarak elatmanın önlenmesi davası açmak istediğinde zilyetlik nedeni ile değil kişisel hak nedeni ile dava açılacağından bu dava zilyetliğin korunması olarak değil HMK2 gereği Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerekecektir.

Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkeme Re’sen inceler. Duruşma yapmaksızın dahi görevsizlik kararı verilebilir.

Kat maliklerinden biri ortak kendi bağımsız bölüm bölümüne ve eklentisine başka bir kat malikinin haksız olarak el attığını ileri sürüyor ise o halde mülkiyet hakkına karşı açılan bir dava da genel hükümlere göre dava açılması gerekecek. Şayet kat maliklerinden biri ortak yere başka bir kat malikinin el attığını ileri sürmesi halinde Kat Mülkiyeti Kanuna göre Sulh Hukuk Mahkemesinde davanın açılması gerekecektir.

YETKİ
Taşınmazlara ilişkin yetki kuralları HMK Madde 12/1 de düzenlenmiştir. Taşınmazın bulunduğu yer Mahkemesi yetkili mahkemedir. Bu yetki kesin yetkidir. Elatmanın önlenmesi davasında yıkım, tazminat, ve ecrimisil istenmişse esas dava el atmanın önlenmesi davası olması nedeni ile Asliye Hukuk Mahkemesinda görülür ve yetkili Mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.

Web sitesi içerisindeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Avukat Sevin Özşeker Karabudak’a ve Av. Derin Özşeker ‘e  aittir. Bu web sitesindeki makale ve içeriklerin izinsiz olarak başka sev sitelerinde paylaşılması ve kullanılması halinde  hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Yazılar bilgi vermek amacı ile paylaşılmakta olup konu ile ilgili  avukattan ofisinden danışmanlık alınması gerekmektedir. Her konu kendi içerisinde farklıdır. Ayrıntılı bilgi için 0530 434 48 48 – 0536 930 52 60