YABANCILARLA EVLİLİKTE EVLİLİK MALLARI

Her evlilik mutlu bir yuva kurma amacı ile başlasa da evliliklerin bir çoğu tarafların beklentilerini karşılayamamakta ve boşanma ile neticelenmektedir.
Evlilik birliğinin boşanma ile neticelenmesinin manevi sonuçları olduğu gibi hukuki sonuçları ve maddi sonuçları da beraberinde getirmektedir.
Evlilik birliği içerisinde eşlerin edindikleri mallar üzerindeki hakları bulunduğu milletin hukukuna göre değişiklik gösterebilmektedir. Türk hukukumuzda evlilik birliği içinde edinilmiş mallar üzerinde eşlerin eşit hakları söz konusudur ve taraflar başkaca bir mal rejimi tercih etmemiş olmamaları halinde edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.
Türk hukukumuzda edinilmiş mallara katılma rejiminde eşlerin kişisel malları ile miras yolu ile edindikleri varlıkları kendilerine ait olmaktayken evlilik birliği içerisinde bir eşin çalışması ve emek vermesi ile edindikleri mallar üzerinde diğer eşinde aynı haklara sahip olması anlamına gelmektedir. Söz konusu mallar gayrimenkul mallar olabildiği gibi, bankada bulunan paralar, şirket hisseleri, ortaklıkları, bir takım tazminat bedelleri de yine mal rejimlerinde dikkate alınan kalemlerdir.
Evlilik malları hakkında eşler evlenme anındaki mutad mesken veya millî hukuklarından birini açık olarak seçebilmektedirler. Böyle bir seçimin yapılmamış olması hâlinde evlilik malları hakkında eşlerin evlenme anındaki müşterek millî hukuku uygulanır. Bulunmaması hâlinde evlenme anındaki müşterek mutad mesken hukuku uygulanır. Mutad mesken hukuku ne demektir ? Hukukta Mutad mesken, bir kişinin resmi ikametgahından ziyade, hayatını fiilen, sürekli ve düzenli olarak merkez haline getirdiği, sosyal ve ekonomik ilişkilerinin odaklandığı yerdir. Şayet Mutad meskenleri de yok isa o halde Türk Hukuku uygulanır.
Evlilik malları içerisinde bulunan taşınmazların tasfiyesinde malların bulunduğu ülkenin hukuku uygulanır.
Evlendikten sonra yeni bir müşterek hukuka sahip olan eşlerde üçüncü kişilerin haklarına zarar verilmeyecek, onların hakları korunacak şekilde yeni olan müşterek hukuk uygulanır.
Daha fazla bilgi için Muğla İli, Bodrum ilçesinde Avukatlık Hizmeti veren Özşeker Hukuk Büromuzu arayabilirsiniz.
Emsal Kararlar :
8. HUKUK DAİRESİ
Esas : 2014/3895
Karar : 2015/14169
Karar Tarihi :29.06.2015
…
Taraflar Türk vatandaşı olup 1985 yılında Türkiye’de evlenmişlerdir. Evlilik mal rejiminin tasfiyesine uygulanacak hukuk lex fori (hakimin) hukukuna göre vasıflandırılır. Türk Hukukunda bu vasıflandırma 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)’un 15. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; mal rejimine uygulanacak hukukun tespitinde; eşlerin hukuk seçimi yapmaları halinde eşlerin evlenme anındaki müşterek milli hukuka, müşterek bir milli hukukun bulunmadığı hallerde evlenme anındaki müşterek mutat mesken hukuku, bu da bulunmadığı takdirde Türk Hukuku uygulanır kuralı benimsenmiştir.
Taraflar Türk vatandaşı olup Türkiye’de evlendikleri ve bir hukuk seçimi kararlaştırmadıklarına göre; lex fori ilkesi uyarınca uygulanacak hukuk Türk Hukukudur. Türk Hukukunda mal rejiminin sona erme anı Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; evlilik boşanmayla sona ermiş ise, mal rejimi boşanma dava tarihinden geçerli olarak sona erecektir.
Tarafların evliliğinin Hollanda/Arnhem Yüksek Mahkemesi’nin 19.01.1993 tarihli 91-638F sayılı kararının 24.04.2009 tarihinde kesinleşmesiyle sona erdiği; bu yabancı boşanma ilamının Türkiye’de Nevşehir Aile Mahkemesi’nin 03.01.2012 tarihinde kesinleşen 2009/554 Esas-2010/11 Karar sayılı kararıyla tanındığı görülmektedir. MÖHUK 59. maddesi, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisini yabancı mahkeme kararının kesinleşmesine bağlı tutmuştur. Bu bakımdan yabancı mahkemenin boşanma ilamının tanınmasına karar verildiğine ve yabancı ilam kesinleşmiş durumda olduğuna göre kesin delil ve kesin hüküm etkisi mevcuttur.
Bu durumda, taraflar arasındaki mal rejiminin yabancı mahkeme ilamına esas boşanma davasının açıldığı tarihte sona ereceğinin kabulü gerekir. Yargıtay ve daire uygulaması da bu yöndedir. Yabancı mahkemece 1993 yılında karar verildiğine göre bu davanın daha önceki bir tarihte açılmış olması gerekir.
Mal rejiminin tasfiyesi ve alacak talebine konu taşınmaz ve diğer malvarlığı unsurlarının tamamı 1993 yılından daha sonraki yıllarda davalı koca tarafından iktisap edilmiştir. O halde davaya konu malvarlığının tamamı taraflar arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra 2001, 2005 ve 2007 yıllarında iktisap edildiğinden davalının kişisel malvarlığı olarak kabul edilmesi ve herhangi bir tasfiye işlemine konu edilmemesi gereklidir. Bu malvarlığı değerleri Aile Mahkemesi tarafından bakılan mal rejiminin tasfiyesi davasının konusu olamazlar. Genel hükümler çerçevesinde genel mahkemelerde dava konusu edilebilirler. Tarafların yabancı ülkede boşanmalarına rağmen, Türkiye’de bu boşanma kararının tanınması tarihine kadar kayden evli gözükmesi, hatta bu dönemde fiilen evli gibi karı-koca olarak birlikte yaşamaları; mal rejiminin tanınmasına karar verilen yabancı boşanma ilamına konu yabancı boşanma davasının dava tarihinden geçerli olarak sona ermiş olduğu gerçeğini değiştirmez.
Açıklanan nedenlerle, davanın tamamen reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabul edilip mahkemece davacının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağına hükmedilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
ynı Kanunun evlilik malları başlığını taşıyan 15/1. fıkrasına göre, evlilik malları hakkında eşler evlenme anındaki mutad mesken veya milli hukuklarından birini açık olarak seçebilirler; böyle bir seçimin yapılmamış olması halinde, evlilik malları hakkında eşlerin evlenme anındaki müşterek milli hukuku bulunmaması halinde, evlenme anındaki müşterek mutad mesken, bununda bulunmaması halinde Türk hukuku uygulanır. Aynı maddenin 2 no.lu bendinde ise malların tasfiyesinde, taşınmazlar için bulundukları ülke hukuku uygulanır hükmüne yer verilmiştir.
8. HUKUK DAİRESİ
Esas : 2013/219
Karar : 2013/10820
Karar Tarihi :10.07.2013
Görüldüğü gibi 5718 sayılı Kanunun 2/1. bendi uyarınca yetkili olan yabancı hukukun Türk hakimi tarafından resen uygulanacağı, aynı Kanunun 15. maddesinde ise, yetkili ve uygulanabilir hukukun hangi hukuk olduğunun belirlenmesine işaret edilmiştir. O halde Mahkemenin dayandığı 5718 sayılı Kanunun 15/2. fıkrasının Mahkemelerin yetkisinin tayini ile bir ilgisinin bulunmadığı, sadece hangi hukukun uygulanabileceği konusuyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Değişken itilaflarda ise, yetkili hukukun vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esaslarına göre tayin edildiği hallerde, aksine hüküm olmadıkça dava tarihindeki vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esasına göre belirlenir (MÖHUK. m. 3).
Türk Mahkemelerinin Milletlerarası yetkisi 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK) 40 ve devamı maddelerinde belirlenmiştir. Anılan Kanunun 40. maddesine göre, <Türk Mahkemelerinin Milletlerarası yetkisi iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.> Sözü edilen Kanunun 41. maddesinde de, Türklerin kişi hallerine ilişkin davaları bakımından yetkiyi düzenlemiştir. Anılan maddenin 1. fıkrasında; Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davaları, yabancı ülke mahkemelerinde açılmadığı veya açılamadığı taktirde Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması halinde ilgi-linin sakin olduğu yer, Türkiye’de sakin değilse Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, o da bulunmadığı taktirde Ankara, İstanbul veya İzmir Mahkemelerinden birinde görülür denilmektedir. Vatandaşlık esasına göre yetkili hukuk ise, aynı Kanunun 4. maddesinde yer verilmiştir.
Açıklanan bu hukuki olgular karşısında Yerel Mahkemece yetkili hukukun belirlenmesine ilişkin MÖHUK’nun 15/2. maddesi gerekçe gösterilmek suretiyle mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Halbuki Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi az önce de açıklandığı gibi MÖHUK’nun 40 ve devamı maddelerine göre belirlenir. Mahkemece, Mah-kemenin yetkisine ilişkin yetki kurallarına hiç değinmemiş, yorumlamamış ve bu konudaki görüşünü ortaya koyamadığı saptanmıştır. Sadece yetkili hukukun belirlenmesine ilişkin hükümlerle mahkemenin yetkisizliğine karar verilemez.
Bundan ayrı, yabancılık unsuru taşıyan yetkisizlik itirazı üzerine yapılacak değerlendirme sonucu verilecek kararda sadece <mahkemenin yetkisizliği nedeniyle> dava dilekçesinin reddine karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken <İngiltere adli makamlarının yetkili olduğunun tespitine> karar verilmesi Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun amir hükümlerine uygun düşmediği gibi, Türkiye’nin de taraf olduğu ikili ve çok taraflı sözleşme hükümlerine de aykırı düşmektedir. Yerel mahkemelerin yabancı bir mahkemenin (adli makamlarının) herhangi bir konuda yetkili olduğuna karar veremez. Çünkü bu konuda yetki ve görevleri bulunmamaktadır.
Şu halde, bu tür olaylarda öncelikle yetkili mahkeme belirlenir. Ondan sonra yetkili hukukun hangi hukuk olduğu az yukarıda açıklandığı biçimde ilgili kanun maddelerinden yararlanılarak çözüme kavuşturulur. Delil toplama açısından ise taraflardan yardım istenebileceği gibi, <Yabancı Hukuk Hakkında Bilgi Edinilmesine Dair Avrupa Sözleşmesi> hükümlerinden de yararlanılabilir. Davacı-davalı (A.C.A.)’nın Türkiye’de açtığı alacak davası Türk Hukuku’na göre çözümlenmiş ve kabulle sonuçlanan Daire’den geçerek onandığı belirlenmiştir.
Dava, 16.4.2012 tarihinde 6100 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1.10.2011 tarihinden sonra açıldığı anlaşıldığından usul yönünden bu kanun hükümlerinin uygulanacağı tartışmasızdır. Karşı dava dilekçesinin 3.5.2012 tarihli yargılama oturumunda davacı-davalı (A.C.A.)’nın vekiline tebliğ edilmesi üzerine aynı oturumda (A.C.A.) vekilinin karşı dava konusunda Türk Mahkemeleri’nin yetkili olmadığını ilk itiraz olarak ileri sürmüş ve yapılan itirazın süresinde olduğu belirlenmiştir. Daha sonra ise karşı dava ve ilk itirazla ilgili geniş kapsamlı 8.6.2012 havale tarihli dilekçesini sunmuştur. Karşı dava dilekçesinin tebliğ edildiği 3.5.2012 tarihli yargılama oturumunda Yerel Mahkemece ön sorun niteliğinde bulunan ilk itirazın hadise şeklinde incelenmesi gerekirken, bu konuda herhangi bir inceleme yapılmadığı ve bir karar da verilmediği saptanmıştır. Mahkemenin yetkisine yönelik itirazlar ilk itirazlardan olup, (HUMK 187/2) bu husus Mahkemece öncelikle ve hadise şeklinde incelenerek sonuçlandırılmalıdır (HUMK m. 190, 196, 22, 224, 484). Mahkemece yetki itirazı hadise şeklinde incelenmediğinden yetki itirazının incelenmesine ilişkin usulü işlemlerin tamamlandığından söz edilemez. 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HUMK’nun 448. maddesinde; <bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağı öngörülmüştür.> 6100 sayılı HMK’nun 116/1-a maddesi, kesin yetki itirazının bulunmadığı hallerde yetki itirazım bir ilk itiraz olarak kabul etmiştir. Yetki itirazı bir ilk itiraz olduğuna göre, yetki itirazının artık HUMK’nun 117/3. maddesi uyarınca bir ön sorun olarak incelenmesi gerekir. On sorunun ne şekilde inceleneceği ise, aynı kanunun 164. maddesinde gösterilmiştir. O halde Mahkemece davalının yetki itirazının ön sorun olarak HMK’nun 164. maddesinde gösterildiği şekilde incelenerek gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu ön sorunun usulünce incelenmeden Mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Daha fazla bilgi için Muğla İli, Bodrum ilçesinde Avukatlık Hizmeti veren Özşeker Hukuk Büromuzu arayabilirsiniz.


