BAŞKASI İLE EVLENECEĞİNİ SÖYLEMEK BOŞANMA

NEDENİ MİDİR?

Evlilik iki kişi arasında kurulan, maddi ve manevi birlikteliği barındıran çok önemli bir ortaklıktır. Evlilik manevi birlikteliğin çok önem arz ettiği bir ortaklık olması sebebiyle de birçok sebepten dolayı sona erebilmektedir.

Boşanma sebepleri genel ve özel sebepler olarak düzenlenmiş olup genel boşanma sebeplerinden bir tanesi de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır.

Türk Medeni Kanunu’nun 166. Maddesinin 1. Fıkrası ‘  Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir’’ şeklinde düzenlenmiş olup Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması, boşanma davalarına en çok dayanak gösterilen  boşanma sebebidir.

Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylar çok fazladır. Bir eşin diğer eşle alay etmesi, küçük düşürmesi, azarlaması, güven sarsı davranışlarla suçlaması, başkasını sevdiğini söylemesi, eşlerden birinin başka biri ile görüşmesi, ilgisizlik, aşırı kıskançlık,  eve geç saatlerde gelmesi, borçlarını ödememesi vb. bir sürü sebep evlilik birliğinin sarsılmasına neden olabilmektedir. Biz bu yazımızda eşlerden birinin diğerine başkası ile evleneceğini söylemesi boşanma nedeni kabul edilebilir mi sorusunun cevabını arıyoruz.

Eşlerden birinin diğerine (diğer eşe) başkasıyla evleneceği söylemesi elbette evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olur. Böyle bir durumda evlilik birliği duygusal şiddetle sarsılmış olacak ve duygusal şiddete maruz kalan eş, diğer eşe evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası açabilecektir. Ancak burada bu hususun ispatlanmasının önem arz ettiği unutulmamalıdır.


Konuya İlişkin  Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2010/3444 esas, 2011/4798 karar, 17.03.2021 tarihli kararı ‘’…Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı kocanın, hamile olduğu halde davalı eşini babaevine gönderdiği, eşinin hamilelik gelişimini takip etmediği, eşini sevmediğini ve bir başkasıyla evleneceğini söylediği; buna karşılık davalı kadının da, kocasını sevmediği ve aile baskısıyla evlenmek zorunda kaldığını söylediği ve kocasına karşı ilgisiz kaldığı; böylece tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını gerektiren olaylarda eşit kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK. md. 166/1) karar verilecek yerde, yeterisz gerekçe ile davanın reddini doğru bulmamıştır. Sonuç: Davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA…’’ şeklindedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2014/23892 esas, 2015/9532 karar, 07.05.2015 tarihli kararı’…Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-karşı davalı erkek tarafından her iki boşanma davası ve fer’ileri yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise manevi tazminat talebinin reddi ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre,davacı-karşı davalı erkeğin tüm temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-karşı davacı kadının temyiz itirazlarına hasren yapılan incelemeye gelince;

a-Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davacı-karşı davalı erkeğin, her fırsatta davalı-karşı davacı kadını ve ailesini istemediğini ve başkası ile evleneceğini söylediği anlaşılmaktadır. Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedebilmek için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya diğer tarafa göre daha az kusurlu olması yanında; boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarını zedelemiş olması da gereklidir (TMK.md. 174/2). Yukarıda belirtildiği gibi davacı-karşı davalı erkeğin belirlenen kusurları davalı-karşı davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Bu durumda, Türk Medeni Kanununun 174/2. maddesi koşulları kadın yararına gerçekleşmiştir. Öyleyse, davalı-karşı davacı kadının manevi tazminat isteğinin kabulü gerekirken, yazılı şekilde manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

b-Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir (HMK.m.326). Vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir. (HMK.m.323). Davacı-karşı davalı erkeğin boşanma davası reddedildiği halde davalı-karşı davacı kadın yararına erkeğin reddedilen bu davası yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücreti takdir edilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Temyiz edilen hükmün, yukarıda 2/a ve b bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA…’’

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2006/19677 esas, 2007/8977 karar, 28.05.2007 tarihli kararı’…O halde davacı tanıklarının davalının birlik görevlerini yerine getirmediği ve başkası ile evleneceğini söylediğine ilişkin ve olaylara çok yakın tanık sözlerine değer verilerek isteğin kabulü gerekirken bu yön gözönünde tutulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. …’’şeklindedir.


Web sitesi içerisindeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Avukat Sevin Özşeker Karabudak’a ve Av. Derin Özşeker ‘e  aittir. Bu web sitesindeki makale ve içeriklerin izinsiz olarak başka sev sitelerinde paylaşılması ve kullanılması halinde  hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Yazılar bilgi vermek amacı ile paylaşılmakta olup konu ile ilgili  avukattan ofisinden danışmanlık alınması gerekmektedir. Her konu kendi içerisinde farklıdır. Ayrıntılı bilgi için 0530 434 48 48 – 0536 930 52 60