TRAFİK GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE ATMA SUÇU

(TCK 179)

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu TCK’nun 179 .maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir;

MADDE 179 – (1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hale getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, (EKLENMİŞ İBARE RGT: 02.12.2016 RG NO: 29906 KANUN NO: 6763/16) üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu somut tehlike suçudur. Bu nedenle  suçun oluşabilmesi için suç tanımında yer alan eylemin gerçekleştirilmesi yeterli olmayıp, tehlikelilik hâlinin gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesinin mümkün bulunması gerekmektedir.

Örneğin alkollü araç kullanılması tek başına suçu oluşturmaya yetmez. Tüketilen alkolün miktarı, tehlikeye neden olup olmadığı araştırılmalıdır.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Seri Muhakeme Usulü uygulanabilir olan suçlardandır.

Trafik Güvenliği suçunun oluşabilmesi i.in eylemlerin somut olaya göre değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/15097 esas,2021/3716 karar, 28.06.2022 tarihli kararı ‘’…Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya bakıldığında; 15.04.2017 günü saat 21:15’te Mudurnu karayolu üzerindeki benzinlikten yola çıkış yapmakta olan davacıya ait araç sürücüsünün, ana yolda seyir halinde olan karşı araca ilk geçiş hakkını vermemesi ve aracın sol ön kısımlarına çarpması şeklinde kazanın gerçekleştiği kaza tespit tutanağından anlaşılmaktadır. Sürücünün kazadan yaklaşık 2,5 saat sonra yapılan alkol ölçümünde 19,9 mg/dl alkollü olduğu saptanmış olup, bu miktarın uyarlama ile kaza anındaki karşılığının 0,57 promil olduğu da 09.01.2018 tarihli adli tıp uzmanı bilirkişinin raporuyla belirlenmiştir. Kazanın çift araçlı olduğu ve olayın gelişim şekli dikkate alındığında, davacı sürücüsünün alkollü olmasının kazada münhasıran etkili olup olmadığının tespiti gerekli olduğundan, İtiraz Hakem Heyeti tarafından yapılan inceleme ve araştırma yetersizdir.

 Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında İtiraz Hakem Heyeti’nce; kaskolu araç sürücüsünün kaza anında 0,57 promil alkollü olduğu da gözetilerek, kazanın oluş şekli, karşı araç sürücüsünün davranış biçimi (çarpma öncesi 7 metrelik fren izi bırakmasına rağmen çarpışmayı önleyememesi), yol veya hava şartları gibi dış etkenlerin kazadaki etkisi değerlendirilerek, kazanın münhasıran alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin (sürücünün alkollü olmaması halinde de kazanın gerçekleşmesinin mümkün olup olmadığının) tespiti için, nörolog, sigorta hukukçusu ve makine mühendisinden oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiştir.

 SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA…’’  şeklindedir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2020/4717 esas, 2021/4748 karar tarihli kararı’’…isnat edilen eylemin, 5237 sayılı TCK’nın 179. maddesinin 2-3. fıkralarında düzenlenen ”trafik güvenliğini tehlikeye sokma” suçuna ilişkin olduğu, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu için TCK’nın 179. maddesinin 2. fıkrasında temel ceza miktarının ”üç aydan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; 5271 sayılı CMK’nın, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan ”Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; ”Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan ”01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas-2020/33 Karar sayılı ve 16.03.2021 tarihli 31425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas-2021/4 Karar sayılı iptal kararları ile ”…kovuşturma evresine geçilmiş…, …hükme bağlanmış…” ibarelerinin, aynı bentte yer alan ”…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle; Kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan kesinleşmiş hükümler haricindeki düzenlemelerin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ”mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının neticeleri itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle, sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, ”Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması;

 Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı sair yönler incelenmeksizin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.’’şeklindedir.


Web sitesi içerisindeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Avukat Sevin Özşeker Karabudak’a ve Av. Derin Özşeker ‘e  aittir. Bu web sitesindeki makale ve içeriklerin izinsiz olarak başka sev sitelerinde paylaşılması ve kullanılması halinde  hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Yazılar bilgi vermek amacı ile paylaşılmakta olup konu ile ilgili  avukattan ofisinden danışmanlık alınması gerekmektedir. Her konu kendi içerisinde farklıdır. Ayrıntılı bilgi için 0530 434 48 48 – 0536 930 52 60