SAHTE SİGORTALILIK YARGITAY KARARLARI

5510 sayılı Kanunun 86/9. maddesidir. 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi mecburidir.

Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerekmektedir. 

Gerçekte fiilen çalışma söz konusu olmamasına rağmen bir kişiyi sigortalı çalışan göstermeniz halinde hukuki ve cezai yaptırımlarla karşılaşabilirsiniz.  Sigortalı olarak bildirimde bulunduğunuzda kurum size karşı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık Suçu ve Özel Belgede Sahtecilik Suçlamaları ile karşılaşmanız muhtemeldir. Kurum tarafından sahte işyerlerinden bildirildiği belirtilerek bir kısım hizmetlerinin ve buna bağlı olarak da  ödenmekte olan aylık/maaşın iptal edilmesi söz konusu olur. Ödenen aylıklar ile sağlık harcamalarının borç çıkarılabilir. Böyle bir durumda Mahkeme sadece tarafların getirdiği deliller ile bağlı olmaksızın resen araştırmalarda bulunur. Mahkemece, müfettiş dinlenir, anıklar dinlenilmeli, hükme dayanak alınan bordro tanıklarının beyanları arasında varsa çelişki giderilmeli, diğer yandan,  öncelikle büro iş yerindeki muhasebeci ve bordroda kayıtlı diğer çalışanlar da tespit edilmek suretiyle çalışmanın varlığı ve sürekli olup olmadığı hususlarında beyanları alınmalı, beyanı alınan bütün tanıkların hizmet cetvelleri, çalışma kayıtları celp edilerek beyanları denetlenmeli, bu şekilde çalışmanın varlığı ve gerçekliği ile süresi belirlenip sonucuna göre karar verilmelidir.

SAHTE SİGORTALILIK HALİ DOLANDIRICILIK SUÇU OLUŞTURUR MU?

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.

ST.C. YARGITAY 23. Ceza Dairesi Esas No: 2015/1812 Karar No: 2015/149 Karar Tarihi: 30.03.2015

Sanık R.’ın, sosyal güvenceden yararlanmak için çalışmadığı halde çalışmış gibi göstermek suretiyle belge tanzim etmekten ibaret eylemin özel bölgede sahtecilik niteliğinde olduğu, bu suçtan da sanıklar R. ve R. hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanıkların bu belgeye istinaden sosyal güvenceden yararlanmak amacıyla katılan kuruma başvurmadıkları ve kurum zararının da doğmamış olduğu anlaşıldığından nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı, ayrıca sanık H.’in da diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki (2) numaralı düşünceye iştirak edilmemiştir.

SAHTE SİGORTALILIK ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SUÇUNU OLUŞTURUR MU?

T.C. YARGITAY 15. Ceza Dairesi Esas No: 2014/2512 Karar No: 2014/10157 Karar Tarihi: 22.05.2014

“…SGK’na verilen işe giriş bildirgelerinin özel evrak mahiyetinde olduğu ve atılı suçun özel belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu belirlenerek yapılan incelemede; Sahte olduğu iddia edilen işe giriş bildirgelerinin en son düzenlenme tarihi 08.03.2005 olan suç tarihinden temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCKnın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUKnın 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMKnın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine,…”


T.C. YARGITAY 11. Ceza Dairesi Esas No: 2021/17295 Karar No: 2023/656 Karar Tarihi: 14.02.2023

GEREKÇE

A.Sanıklar … ve … Hakkında Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık ve Özel Belgede Sahtecilik Suçlarından, Sanık … Hakkında Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Beraat Hükümleri Yönünden; Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. B. Sanık … Hakkında Özel Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden; Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, sisteme giriş yapan ilgilinin gerçek kimliği ile işlem yapmakla birlikte, verinin içeriğinin doğru olmaması nedeniyle özel belgede fikri sahtecilik suçunu oluşturacağı düşünülebilirse de Türk Ceza Kanununda özel belgede sahtecilik suçunda fikri sahteciliğin cezalandırıldığına dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmaması nedeniyle özel belgede sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmayacağı; resmi belgede sahtecilik suçu açısından yapılan değerlendirmede, resmi belgenin kamu görevlisi tarafından görevi gereği, kanunun belirlediği şekil şartlarına uygun olarak düzenlediği belgeler olduğu, somut olayda “işe giriş bildirgesini” düzenleyen işverenin kamu görevlisi olmaması, işveren adına hareket eden muhasebecinin eyleminin de 3568 sayılı … Muhasebecilik, … Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 2 nci maddesinin (A) fıkrasında belirtilen \”muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusu\” kapsamındaki işlerden olmaması, aynı Kanun’un 47 nci maddesinde sözü edilen meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan da sayılmaması, “işe giriş bildirgesinin” resmi belge sayıldığına dair yasal bir düzenlemenin de bulunmaması hususları dikkate alındığında bu tür veri girişlerinin ceza hukuku anlamında resmi belge olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki, 5510 sayılı Kanun’un 100 üncü maddesinin 3 üncü fıkrasında belirtilen resmi belgenin oluşması için failin sisteme veri yüklemesi yeterli olmayıp ayrıca işe giriş bildirgesinin elektronik olarak sunulduğu Sosyal Güvenlik Kurumunca da sistem üzerinden tali bir kısım işlemlerin yapılması Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı Sayfa 3 /5 gerektiği, bu bağlamda, suça konu e-bildirgelerin, resmi belge olduğuna dair herhangi bir yasal düzenleme bulunmaması ve gerçeğe aykırı e-bildirgeleri verme eyleminde sisteme girilen verilerin resmi belgede sahtecilik suçunun maddi konusuna ve sanık tarafından gerçekleştirilen eylemin suçun tipiklik ilkesine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçuna da vücut vermeyeceği; sisteme veri yerleştirme suçu açısından yapılan değerlendirmede ise; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerektiği; somut olayda muhasebeci sanık …’ın, mükellef tarafından verilen rıza ve izne istinaden mükellefe ait şifre kullanarak sisteme veri yüklediği ve şifreyi hukuka aykırı bir şekilde elinde bulunduran kişi konumunda olmadığı, iş yerinin muhasebecisi olan Tezcan’ın iş yeri sahibi sanıkların talebi üzerine iş yeri ile aralarındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir veri iletmekten ibaret eyleminin sisteme veri yerleştirme suçunu da oluşturmayacağı; sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesinde de; resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulmasında kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluluğu gerekli ise kişinin beyanına itibar edilemeyeceği, kişinin bu beyanını içeren belgenin de ispat aracı olarak kullanılamayacağından, aynı zamanda elektronik ortamdaki veri girişinin muhatabı bilgisayar sistemi olup, 5237 sayılı Kanun’un 6 ıncı maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.04.2014 tarihli ve 2019/9-542 Esas, 2014/153 Karar sayılı kararına göre, bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmi belge de bulunmadığından, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu da oluşturmayacağından somut olayda, iş yerinin muhasebecisi olan sanığın, katılan kurum ile şirket yetkilisi arasındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir veriyi iletmekten ibaret eylemlerinin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle sanığın beraati yerine mahkumiyetine hükmedilmesi nedeniyle verilen karar hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. Sanıklar … ve … Hakkında Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık ve Özel Belgede Sahtecilik, Sanık … Hakkında Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.02.2015 tarihli ve 2014/265 Esas, 2015/34 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,


T.C. YARGITAY 11. Ceza Dairesi Esas No: 2021/17949 Karar No: 2022/20614 Karar Tarihi: 20.12.2022 

Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; suça konu iş yerinin gerçek bir iş yeri olması, sanıkların kurumun denetim imkanını ortadan kaldıracak mahiyette hileli bir hareketlerinin bulunmaması, kurumun kendisine bildirilen iş yerlerini ve işe giriş bildirgelerini denetleme yetkisinin her zaman bulunması açıklanan sahtecilik fiilinde ve özel belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının da bulunmaması karşısında, sanığın beraati yerine mahkumiyetine hükmolunması, Yasaya aykırı, sanık müdafiin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 20.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.


       T.C. YARGITAY 10. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/10599 Karar No: 2022/3957 Karar Tarihi: 21.03.2022

Somut dosyada, mahkemece, müfettiş tarafından dinlenen …dışındaki tanıklar dinlenilmeli, hükme dayanak alınan bordro tanıklarının beyanları arasındaki çelişki giderilmeli, diğer yandan, mahkemece dinlenen bordro tanıkları sürekli çalışmayı teyit etmemelerine rağmen yazılı şekilde tam çalışmanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup, öncelikle büro iş yerindeki muhasebeci ve bordroda kayıtlı diğer çalışanlar da tespit edilmek suretiyle çalışmanın varlığı ve sürekli olup olmadığı hususlarında beyanları alınmalı, beyanı alınan bütün tanıkların hizmet cetvelleri, çalışma kayıtları celp edilerek beyanları denetlenmeli, bu şekilde çalışmanın varlığı ve gerçekliği ile süresi belirlenip sonucuna göre karar verilmelidir.


T.C. YARGITAY 10. Hukuk Dairesi Esas No: 2021/929 Karar No: 2022/3531 Karar Tarihi: 14.03.2022

Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun 86/9. maddesidir. 506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.