arkaplan

MEŞRU MÜDAFAA NEDİR?

Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 25. maddesinde bir “hukuka uygunluk nedeni” olarak düzenlenmiştir.

“TCK 25 (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”

Maddenin gerekçesi:

“Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.

Meşru Müdafaa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesinde de yaşama hakkı  yer almakta olup bu nedenle uluslararası hukukta da yerini almış bulunmaktadır. AİHS ; “Her ferdin gayrimeşru cebir ve şiddete karşı korunmasını sağlamak için” işlenen fiiller, yaşama hakkının istisnası olarak kabul etmiştir.

1982 Anayasası 17. Maddesi hukuka uygunluk sebebi olarak Meşru Müdafaa belirtilmiştir.

“Madde 17 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.(…)[12] 

meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması (…)[13] veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

MEŞRU MÜDAFAA ŞARTLARI NELERDİR?

(T.C. YARGITAY . Ceza Genel Kurulu Esas No: 2014/1-256 Karar No: 2015/100 Karar Tarihi: 14.04.2015 kararında MEŞRU SAVUNMA şartları açıklanmış, yazımız kararda belirtilen şartlar ile açıklanmıştır. )

Meşru müdafaanın uygulanması çok yaygın değildir bu nedenle bir eylemin meşru müdafaa kapsamında olduğu ispat edilmesi gerekmektedir. Meşru müdafaanın şartlarının var olması gerekmektedir.

  • Ortada bir SALDIRI olmalıdır.
  • Saldırı HAKSIZ olmalıdır.
  • Saldırı bir HAKKA yönelik, hakka ilişkin olmalıdır.
  • Saldırı devam ediyor olmalıdır.
  • Eylem saldıran kişiye yönelik gerçekleştirilmelidir.
  • Saldırıya yöneltilen eylem orantılı olmalıdır.
  • Savunma son çare olmalıdır
  • Saldırının gerçekleşmesi muhakkak olmalı.

765 sayılı TCK’nun 49/2. maddesindeki düzenleme; “Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır.

Uygulamada en geniş yorumla maddenin “diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda” dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de, malvarlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir. Buna karşılık, 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddesinde; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir.

Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının “korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür. Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.


  • ORTADA BİR SALDIRI OLMALIDIR.

Saldırıya ilişkin şartlar:

  1. Bir saldırı bulunmalıdır.
  2. Bu saldırı haksız olmalıdır.
  3.  Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
  4. Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.

Saldırı icra-i veya ihmali bir insan hareketi ile gerçekleştirilebilmektedir.  Saldırıdan kastedilen bir kişinin icra-i veya ihmali bir hareketi ile gerçekleştirilen ve hukuki bir değeri tehdit eden her türlü davranıştır. KARŞILIKLI OLARAK ÇATIŞMA VE KAVGA HALİNDE meşru savunmanın bulunup bulunmadığını tespit etmek için kavgayı kimin başlattığını da tespit etmek gerekmektedir. Kavgayı başlatan tespit edilemez ise o halde meşru savunma uygulanmayacaktır. Doktrinde ise bu hallerde her iki tarafa da meşru savunma hükümlerinin uygulanması, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince gerekmektedir. Saldırı TAKSİRLE veya KASTEN gerçekleşmesi halinde fark bulunmamaktadır.

Saldırının cebir ve tehdit içermesi gerekmemektedir. İlla ki cebir ve tehdit olması gerekmez, olmasa dahi saldırı olabilir ve meşru savunmada bulunulabilir. Mühim olan meşru savunmayı gerektirecek bir hukuken de fiil olarak nitelendirilebilen bir saldırının var olmasıdır.

Saldırının kendisine yönelmeside gerekmek üçüncü kişilere yöneltilen saldırılardada meşru savunma hakkı vermektedir. Bir kişi bir başkasına yöneltilen saldırıyı def etmek amacı ile de kuvvet kullanabilir ve meşru savunma hakkını kullanmış olur.

Meşru savunma halinde işlenen fiiller nedeni ile saldırıda bulunan şahsına ve malına verilen zarardan dolayı tazminat ödemek zorunda kalmaz. Bu husus Borçlar Kanunu madde 64/1 de de bahsetmektedir.


  • SALDIRI HAKSIZ OLMASI GEREKMEKTEDİR.

    Saldırı gerçekleştiren kişi bu saldıyı bir hakkın kullanımı veya bir görevi yerine getirmek için gerçekleştirmişse o halde meşru savunma uygulanmaz. Bu kapsam dışında ise o halde “hukuka aykırı olan” eylem olacağından haksız eylem kabul edilecektir. Eylemin haksız olması kafi olup eylemin suç teşkil etmesi de aranmaz. Meşru savunmayı gerçekleştiren karşısındaki saldıran kişinin eyleminin haksız eylem olduğu bilincinde olarak hareket etmesi gerekmekte.

Taksirle işlenen veya kusur olmasa da sebep olunan saldırılarda meşru         savunma yapılabilir. Yaşı küçük olan veya akıl sağlığı yerinde olmaya kimselerin gerçekleştirdikleri saldırılara karşıda meşru savunma mümkündür. Burada saldırının tespiti önemlidir. Ortada gerçekten bir saldırı var mıdır?

Saldırıyı gerçekleştiren kimse de şahsi cezasızlık hali veya cezayı kaldıran şahsi bir sebep var ise o hallerde de meşru savunma hakkından bahsedilebilir, bunun sebebi bu hallerin saldırının haksızlığını ortadan kaldırmamaktadır. Yine saldırıyı gerçekleştirenin diplomasi dokunulmazlığı olması, milletvekili dokunulmazlığının olması da haksız saldırı halinde meşru savunma hakkını ortadan kaldırmayacaktır.

Saldırıya sebep olacak tahrik eylemlerini gerçekleştiren kişinin dahi meşru savunma hakkı mevcuttur. Bir saldırıya sebep olan kişinin saldırı gerçekleşirken kendisini savunmaması kendisinden beklenemez ve istenemez ancak saldırıyı gerçekleştirenin kusurunu azaltır. Ancak sırf bir kimseye zarar vermek ama ceza almamak için tahrik edip meşru savunmadan yararlanması söz konusu da olmayacaktır.


  • SALDIRI BİR HAKKA YÖNELMİŞ OLMALI.

Saldırı bir hakka yönelmiş olmalıdır, “hak” denilerek korunan hukuki değerler genişletilmiştir. Ancak burada önemli olan korunan hak ile meşru savunma ile feda edilen hak arasında bir denge olmasıdır. Hak kavramı çok geniş olup bir kimsenin şahsi, hukuki hakları korunmaktadır. Ayrıca bahsedilen hakların illa ki bir ceza normu ile de korunuyor olması da gerekli değildir.

Kamu düzeninin korunması devlete ait olduğu için kamuya özellikle devlete ait menfaatlerin korunması meşru savunma yönünden mümkün değildir. Genel hukuk düzenini etkileyen saldırılar kişilerin kendi şahsi aktüel haklarına da zarar veriyor onları da etkiliyor ise o halde meşru savunma haktır.


  • SALDIRININ DEVAM EDİYOR GEREKMEKTEDİR.

Saldırı doğrudan doğruya başlamış ama henüz sonlanmamış olmalıdır. Hakka yönelen tecavüz ile savunma aynı zamanda olması gerekmektedir. Olması ihtimal halinde olan savunma meşru savunma kapsamı içerisinde değildir. Ancak saldırı başlamamış ama başlaması muhakkak ve saldırının başladığı zaman da saldırının defedilmesi imkansız veya çok güç olacak ise gerçekleşmesi muhakkak olan saldırıya karşı meşru savunma mümkündür. “Gerçeklemiş veya tekrarı muhakkak”  kastedilen istenilen de budur.

Saldırı bittikten sonra, saldırıya uğrayanın eylemleri artık hukuka uygunluk halinden çıkmaktadır.

Mütemadi suçlarda yani devam eden suçlarda, saldırı bitmediği için bu zaman zarfı içerisinde meşru müdafaa mümkündür.


  • SAVUNMA MECBURİ OLMALIDIR.

Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir.

Saldırı ile savunma aynı anda gerçekleşmelidir. Saldırı ile aynı anda gerçekleştirilen savunma haklı kabul edilir, son çare savunma yapılması gerektiği, başkaca da saldırıdan kurtulma imkanının olmadığı hallerde meşru savunmadan bahsedilecektir.

Savunma mecburi olmalıdır. Bu mecburiliğe bakılırken ise saldırının bu savunma ile derhal ve kesin olarak ortadan kaldırıp kaldırmadığına dikkat edilir. Saldırıyı derhal ve kesin olarak ortadan kaldıran tüm savunma imkanları mecburi kabul edilmektedir. Burada savunmanın yeterli olan ve en az zarar verici olan , tercih edilmelidir. Bu en basit ve en hafif olan aracın kullanılması olarak ifade edilmektedir.

SALDIRIYA MARUZ KALAN KİMSENİN İMKANI OLSA DAHİ KAÇMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR. Yargıtay kaçma imkanı varken kaçmayıp karşılık veren kimsenin meşru müdafaa halinde bulunduğunu kabul ettiği kararları mevcuttur.

ANCAK polisin ve askerin mevcut bulunduğu ve önlem almak durumunda olduğu hallerde kural öncelikle onların tesirli bir savunma göstermesidir. Saldırıya uğrayan bu yardımı ivedi şekilde tahrik etmesi gereklidir.

Savunmanın mecburiliği her somut olaya göre ayrıca değerlendirilmektedir.


  • SAVUNMA SALDIRIYA VE SALDIRINA KARŞI YAPILMALIDIR.

Saldırıyı gerçekleştirilenin bilinir olması gerekmektedir çünkü meşru savunma saldırıyı gerçekleştirene yapılabilmektedir. Savunma eylemi gerçekleştirildiği sırada üçüncü kişilerin hakları ihlal edilmiş ise o halde üçüncü kişiler bakımından meşru savunmadan bahsedilemeyecektir. Ancak üçüncü kişiler bakımından zaruriyet hali ve özel hukuk sorumluluğu doğabilecektir.


  • SAVUNMA TECAVÜZ İLE ORANTILI OLMASI GEREKMEKTEDİR.

Meşru savunmadan bahsedilebilmek için yönelen saldırıyı defedecek ölçüde bir savunma olması gerekmektedir. Saldırıya uğrayan kişi ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği hallerde meşru savunmanın hukuka uygunluğundan faydalanılacaktır.

Burada saldırı ile meşru savunma arasındaki oran somut olay ile değerlendirilir. Savunmada kullanılan araçlar ile saldırıda kullanılan araçlar mukayese edildiğinde aralarında bir denge olmalıdır. Saldırıya uğrayan hak ile zarar gören hak arasında da bir oran var olmalıdır.

Meşru savunma bulunan kişinin elindeki araç saldıranın elindeki araçtan daha etkili olsa dahi ölçülü kullanıldığında meşru müdafaa kapsamında kalacaktır. Kendisine bıçak çekilen kimsenin silahı ile o kişiyi yaralaması meşru müdafaa kabul edilebilirken o kişinin öldürülmesi meşru müdafaa kapsamında sayılmaz nitekim meşru savunma sınırları aşılmıştır.

Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde; “(1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez” denilmektedir.

Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, “Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması” ibaresini “Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması” olarak anlamak gerekir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. bası, Ankara, 2013, s. 413-425; Ersan Şen,Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; Sedat Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; Haydar Metiner-Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı CMK’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.

TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır. 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür.

Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir.

Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır.

Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararlarda da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.

Web sitesi içerisindeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Avukat Sevin Özşeker Karabudak’a aittir. Bu web sitesindeki makale ve içeriklerin izinsiz olarak başka  web sitelerinde paylaşılması ve kullanılması halinde  hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Bu içerik bilgi vermek amaçlı olup dilekçeler içerisinde kullanılabilir.  Her somut olayın kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğinden alanında uzman bir avukattan ofiste danışmanlık alınması gereklidir.